Yediğimiz gıdalar ağızdan başlayarak bağırsaklara kadar uzanan sindirim sistemimiz boyunca aşama aşama sindirilerek en küçük birim olan glikoz yani şeker haline dönüşür. Bağırsaklarımızdan emilen glikoz kan yoluyla hücrelerimize kadar taşınarak bir kısmı enerji için kullanılır.Bir kısmı da yemek aralarındaki açlık dönemlerinde kullanılmak üzere karaciğer ve adalelerde depolanır.
Kan yoluyla gelen glikozun yani şekerin kas hücreleri gibi bazı hücrelere girebilmesi ve oralarda kullanılabilmesi için İNSÜLİN adı verilen hormona ihtiyaç vardır. Beyin hücreleri gibi bazı hücrelerde ise buna ihtiyaç yoktur. İnsülin hormonu midemizin hemen arkasında bulunan pankreas adı verilen bir salgı bezi tarafından salgılanmaktadır. Aldığımız gıdaların yeterli düzeyde enerji sağlayabilmesi yani vücutta yakılabilmesi için insülin hormonu vücutta yeterli miktarda üretilmeli ve hücreler tarafından kullanılabilmelidir.
Şeker hastalığı olarak bilinen diyabette pankreas bezinde insülin hormonu ya üretilememekte yada hücreler tarafından kullanılamamaktadır. Şekerin kullanılamaması sonucu halsizlik çabuk yorulma şikayetleri oluşur. Bu durumda kullanılamayan şekerin kandaki miktarı yükselir ve böbrekler tarafından idrarla atılacak düzeye kadar yükselir. Bunun sonucunda hastanın idrarında şeker çıkar (normal kişilerin idrarına şeker çıkmaz) idrara çıkan şeker beraberinde suyu da idrara sürükler ve hastaların idrar miktarları bu nedenle artış gösterir. Hastalar bol miktarda ve sık sık idrar yapmaya başlarlar. Geceleri de sık sık idrara çıkarlar. Çocuk hastalarda geceleri altlarını ıslatmalar başlar. Vücuttaki su miktarı azaldığı için hastalarda ağız kuruması ve ciltte kuruluk şikayeti ortaya çıkar ve hastalar bol su içmeye başlarlar. Bu arada aç olan hücreler enerji kaynağı olarak depolardaki yağları kullanmaya başlarlar. Sonuçta hastalar zayıflamaya başlar. Yağların parçalanıp enerji kaynağı olarak kullanılması sonucunda da kanda keton cisimler denen yağların parçalanması sonucu ortaya çıkan atık maddeler birikir ki kişide hastalık fark edilememiş ise bu atıkların birikmesi sonucu hastada bulantı kusma karın ağrıları derin soluk alma şikayetleri başlar ve hasta komaya girer Bu hastaların ağızları aseton kokmaya başlar. Hızlı kilo kaybı oluşur.
Şeker hastalığı Genç tipi (tip-1) diyabet ve erişkin tipi (tip-2) diyabet olmak üzere iki çeşit olarak karşımıza çıkar.
Genç tipi şeker hastalığı
Her yaşta ortaya çıkmakla birlikte çoklukla 35 yaştan önce görülür. Şeker hastalarının % 10 u genç tipi şeker hastasıdır. Kişi şişman değildir ve belirtiler aniden ortaya çıkar. Hızla kilo kaybeder. Çoğu hastanın aile bireylerinde şeker hastalığı yoktur. Hastalığın sebebi bağışıklık sisteminde oluşan bozukluktur. Vücudumuzu mikroplara karşı koruyan bağışıklık sisteminde oluşan bozukluk sonucu insülin salgılamakla görevli olan pankreas hücreleri bağışıklık sistemi tarafından mikropmuş gibi yabancı maddeymiş gibi görülerek hasara uğratılır ve insülin imal edemez hale getirilir. Bu hastaların tedavisinde insülin hormonu kullanılması şarttır. Tedavi edilmedikleri taktirde yaşamaları mümkün değildir.
Erişkin tipi şeker hastalığı
Şeker hastalarının % 90 ı bu tip hastalardır. Bunlar genellikle 35 yaş üstünde şişman tansiyonları ve kan yağları yüksek olan hareketsiz bir yaşam tarzları olan kişilerdir. Bu hastaların çoğunluğunda ailede şeker hastası vardır.
Bu hastalarda ana problem var olan insülin hormonunun kullanılamamasıdır. Fakat ilerleyen zamanlarda insülin yetersizliği de oluşabilir. Yani bu hastalarda hücrelerde kilit sistemi bozuktur insülin olmasına rağmen kullanılamamakta ve kandaki şeker hücre içine alınıp kullanılamamaktadır. Aç olan hücreler glikozu içeriye davet için daha fazla anahtar gerektiğini beyine aktarırlar; beyin de pankreasa daha fazla insülin salgılaması emrini gönderir. Daha fazla üretilen, ancak hücrelerin bozuk kilidi nedeniyle kullanılamayan insülinin kandaki düzeyi artar, bu da kişide iştahı arttırır. Gıdayla alınan, ancak kullanılamayıp hücre kapısında ve kanda artan şeker kısır bir döngüye yol açacak, devamlı uyarılan pankreas yorularak iflas edecektir.
Pek çok ülkede diyabet, önde gelen ilk 7 ölüm sebebi arasındadır ve körlük, böbrek yetersizliği ile ampütasyonların (bacak kesilmesi) başlıca sebebidir. Diyabetlileri ölüme götüren sebepler ise kalp krizi, inme gibi kalp damar sorunlarıdır.
Tedavisinde dengeli beslenme ve düzenli egzersiz ile uzun yıllar ilaca ihtiyaç duyulmayabilir. Şeker kontrolünün sadece beslenme ve egzersiz programlarıyla sağlanamadığı hallerde önce ağızdan şeker düşürücü haplar kullanılır, ilerleyen durumlarda bu ilaçlar yetersiz kalırsa insülin hormonu verilir..
Şeker Hastalığı teşhisi nasıl konur;
Yukarda bahsedilen belirtilerin mevcut olduğu bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen kan şekeri düzeyi değerinin 200 mg/dl ya da en az 8 saatlik açlık sonrası yapılan ölçümün 126 mg/dl’nin üzerinde olması şeker hastalığı teşhisi koymak için yeterlidir.
Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapabilen riskli kişilerde şeker hastalığının ortaya çıkmasının %58 oranında azaldığı araştırmalarla gösterilmiştir.
Sağlıklı egzersiz haftada en az üç kez ve 30 dakika sürecek şekilde olmalıdır. Egzersiz 5-10 dakikalık ısınma çalışması ile başlamalı ulaşılması gereken en yüksek kalp hızının %70 ine 15-20 dakikada ulaşıldıktan sonra 10-15 dakikada yavaşlayarak bitirilmelidir. Ulaşılması gereken kalp hızı her yaş için farklıdır. Dakikadaki ulaşılması gereken kalp hızı 220 sayısından kişinin yaşının çıkarılması ile bulunabilir. İdeal egzersizler yüzme, yürüyüş ve bisiklettir.
Sağlıklı beslenmede kullanılan rafine şekerlerin miktarı düşürülmeli et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyeceklerin belirli miktarlarda tüketilmesi, az ve sık yemek yenmesi gerekir. Daha fazla posa yenmeli ve daha az tuz tüketilmelidir.
BU ANLATILANLARDAN ÇIKARILACAK SONUÇ ŞUDUR Kİ ŞEKERDEN OLDUKÇA ZENGİN OLAN BALIN VE DAHİ HER TÜRLÜSÜNÜN ŞEKER HASTALARINA İYİ GELECEĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Kaynaklar:
Muhteşem Turunç
Toplam Okunma : 160
Bugün Okunma :0
Son Okunma Tarihi:08/30/2010