Inmotion Web Hosting Bluehost Web Hosting WebHostingPad Web Hosting JustHost Web Hosting Hostmonster Web Hosting Globat Web Hosting Yahoo Web Hosting GoDaddy Web Hosting Lunarpages Web Hosting Dot5Hosting Web Hosting

Bal Alırken Nelere Dikkat Edilmeli

Posted under Soru Cevap by Bingöl Organik Yayla Balı on Salı 4 Ağustos 2009 at 07:48

Bal alırken nelere dikkat edilmeli!

Süzme bal alın: Her ne kadar petekli ballarda hile yapılmayacağı yolunda bir inanış varsa da bu her zaman geçerli değildir. Bu ballar da arıya şeker yedirilmek suretiyle üretilebilmektedir. Ayrıca arıcılıkta kullanılan ilaç uygulamalarının pek çoğu doğrudan petekler üzerine olmaktadır. Her peteğin tek tek analiz edilmesi de hem pratik olarak, hem ekonomik açıdan mümkün değildir.

Ürünü sorgulayın: Aldığınız balın ürünün yıllar içerisinde kendini kanıtlamış, güvenilir bir marka olmasına, telefonu gibi ürün ve firma kimliğini açıkça belli eden ibarelerin bulunmasına  dikkat edin.

Bu işte güvendiğiniz kişilerden bal alın.

Toplam Okunma : 197 Bugün Okunma :1 Son Okunma Tarihi:09/05/2010


Balın 7 Püf Noktası

Posted under Soru Cevap by Bingöl Organik Yayla Balı on Salı 4 Ağustos 2009 at 07:42

Bal neden besleyicidir? Neden enerji verir?

Bal, vitaminler, enzimler, mineraller, aminoasitler ve vücut için gerekli yaşamsal değerde diğer pek çok elementi içerir. Bu balı, şekerli ürünlerden ayıran en belirgin özelliktir. Arılar, 1 gram bal için 4.000′den fazla çiçeğin nektarını toplarlar. Bal, binlerce çiçeğin, bitkinin besleyici değerlerini ve şifasını taşır. Kişinin beslenme ve enerji ihtiyacına büyük ölçüde katkı sağlar. 100 gram balda, yaklaşık 304 kalori(kcal) vardır. Öte yandan bal, antioksidan ve anti bakteriyel özelliğiyle, vücudun direncini güçlendirir. Sağlığı korumaya yardımcı olur.

Gerçek bal sahtesinden nasıl ayrılır?

İster petek, ister süzme olsun, gerçek balı sahtesinden ayırmak, uzmanlar için bile son derece zordur. Kıvamına ya da rengine bakarak, koklayarak, hatta tadarak balın gerçeğini sahtesinden ayırt etmek neredeyse olanaksızdır. En doğru, sağlıklı ve emin yol, laboratuar analizidir. İleri teknoloji ile donatılmış laboratuarlarda, deneyimli uzmanlarca yapılacak analizler, gerçek balın sahtesinden kuşkuya yer vermeyecek biçimde ayırt edilmesini sağlar. Doğru olan, bu tür analizleri yapabilecek laboratuar olanaklarına sahip bir markanın balını tercih etmek ve tüketmektir.

Süzme bal hem sağlıklı, hem avantajlı

Balın petek halinde olması, onun gerçek bal olduğunu kanıtlamaz. Kovan yakınına konan şeker şurubu vb.’nin arılar tarafından bala dönüştürülmesi ile de petek bal elde edilebilir. Bu tür petek ballar çiçeklerin, bitkilerin, doğanın tadını, şifasını içermezler. Laboratuar analizinin ileri teknoloji, deneyim ve uzmanlık gerektiren pahalı bir işlem olduğu göz önüne alındığında, her bir petek balın, tek tek analizi de pratikte olanaksızdır. Analiz edilmemiş balların ise, sağlık açısından güvenilir olup olmadığını, soframıza nereden, nasıl ve hangi koşullarda ulaştığını bilemeyiz. Üstelik petek balı ne kadar süzersek süzelim, bir bölümü petekte kalır ve ziyan olur. Daha sağlıklı bal tüketmenin yolu, güvenilir bir markanın süzme balını tercih etmektir.

Niçin bal tüketmeliyiz?

Günlük besin ve enerji ihtiyacımız, özellikle günümüzün zorlu koşullarında giderek artıyor. Öte yandan sağlıklı ve doğru beslenme, sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Bal, hem besin değeri, hem insan sağlığına katkıları bakımından, doğal gıdaların önde gelenidir. Benzersizdir. Sağlıklı ve doğru beslenmenin, günlük enerji ve vitamin ihtiyacımızı doğal biçimde karşılamanın en iyi yollarından biri, her gün yeterli miktarda bal tüketmektir.

Balda zararlı madde olur mu? Nasıl anlaşılır?

Bal, doğal bir gıda maddesidir. Doğal biçimde üretilir ve doğada iyi olan ne varsa, içeriğinde bulundurur. Balın doğasında zararlı madde yoktur. Ancak bütün tarımsal ürünler gibi, bal üretiminde de üreticiler, zararlılarla ve hastalıklarla mücadele için ilaçlara başvurmaktadırlar. Bilinçsiz ilaç kullanımı, bazen balda dünya standartlarının üzerinde kimyasal bulunmasına neden olmaktadır. Balda bulunabilecek bu tür zararlı ya da yabancı maddelerin tespiti, ileri teknoloji ile donatılmış laboratuarlarda, uzmanlarca yapılacak ayrıntılı analizlerle mümkündür. Ülkemizde TÜBİTAK, Ege Üniversitesi ve Bal parmak laboratuarlarında bu tür ayrıntılı analizler yapılabilmektedir.

Gerçek bal bozulmaz, kristalleşebilir.

Yaygın kanının aksine, gerçek bal bazen kristalleşir. Bu, bozulduğu anlamına gelmez. Kristalleştiği haliyle de tüketilebilir; besin değerini kaybetmez. Balı kristalleşme öncesindeki kıvamına getirmek mümkündür: Benmari usulü (45°C’yi geçmeyen sıcaklıkta su dolu bir kabın içinde, suyla doğrudan temas ettirmeden) ısıtmak, kristalleşmenin çözülmesi için yeterlidir. Sahte bal ise kristalleşmez; çünkü içinde doğal özler bulunmaz.

Bal: Çocuklar için mutlaka!
Ama bir yaşından sonra.

Vitamin, besin ve enerji değerleriyle bal, yetişkinler için olduğu kadar, çocuklar için de önemli bir gıdadır. İçeriğindeki vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler, çocukların bedensel gelişimine önemli ölçüde katkı sağlar, enerji ihtiyaçlarını karşılar ve vücut dirençlerini artırır. Ancak uzmanlar, bir yaşından küçük çocuklara bal yedirilmemesini önermektedirler.

Toplam Okunma : 94 Bugün Okunma :1 Son Okunma Tarihi:09/01/2010


Balda Kalite Kontrol

Posted under Soru Cevap by Bingöl Organik Yayla Balı on Salı 4 Ağustos 2009 at 07:41

Balda Kalite Kontrol
Günümüzde balla ilgili problemlerin başında, tüketiciyi aldatmaya yönelik uygulamalar (arının şeker şurubu ile beslenmesi, bala çeşitli şeker şuruplarının doğrudan ilave edilmesi) ve bazı bal ambalajlayan firmaların teknik donanım ve bilgi eksikliği nedeniyle balın doğal yapısını ve özelliklerini bozabilecek işlem uygulamaları gelmektedir.

Balın kalitesini (hileli olup olmadığını, ilaç kalıntısı içerip içermediğini) sadece balın tadından, kokusundan ya da görüntüsünden anlamak mümkün değildir.

Balın kalitesini anlamanın tek yöntemi ‘balın yapısının’ analiz edilmesidir. En iyi sonuç; ‘hile ve tüm kalıntı analizlerinin yapılıp, verilerin konusunda uzman ve deneyimli kişiler tarafından yorumlanmasıyla’ elde edilir.

Toplam Okunma : 132 Bugün Okunma :1 Son Okunma Tarihi:09/05/2010


Balın Besin Değerleri

Posted under Süzme Bal by Bingöl Organik Yayla Balı on Salı 4 Ağustos 2009 at 07:37

Enerji  304.0 Kcal
Su  17.1 g
Karbonhidratlar (toplam)  82.4 g
Fruktoz  38.5 g
Glukoz  31.0 g
Mailose  7.20 g
Sakaroz 1  1.50 g
Proteinler, amino asitler, vitaminler ve mineraller (toplam)  0.50 g
Thlamin  <0.006 mg
Ribollavin  <0.06 mg
Nikotinik asit  <0.36 mg
Pantothenic asit  <0.11
Pyridoxine (B6)  <0.32
Askorbik asit (C)  <2.2-2.4 mg
Kalsiyum  <4.4-9.20 mg
Bakır  <0.003-0.10 mg
Demir  <0.06-1.5 mg
Magnezyum  <1.2-3.50 mg
Manganez  <0.02-0.4 mg
Fosfor  <1.9-6.30 mg
Potasyum  <13.2-16.8
Sodyum  <0.0-7.60
Çinko  <0.03-0.4 mg
Asit (öncelikli olarak gluconic asid)  0.57% (0.17-1.17 %)
Protein  % 0.266
Azot  % 0.043
Amino asitler  % 0.05-0.1

*Bu bilgiler  bitki örtüsüne göre çeşitlilik gösterebilir.

Toplam Okunma : 110 Bugün Okunma :0 Son Okunma Tarihi:09/05/2010


Bal Özellikleri Nelerdir?

Posted under Petek Bal,Süzme Bal by Bingöl Organik Yayla Balı on Salı 4 Ağustos 2009 at 07:32

Balın hiç şüphesiz ilk akla gelen özelliği tatlı olmasıdır. Bunun sebebi balın içindeki üç şekerdir: Üzüm şekeri (% 34), sakroz (% 2) ve levulose (meyve şekeri % 40). Bundan başka balın % 17′si su, geri kalan % 7′lik bölümü ise demir, sodyum, sülfür, magnezyum, fosfor, polen, manganez, alüminyum, gümüş, albümin, dekstrin, nitrojen, protein ve asitlerden oluşur. Balın kalitesini belirleyen bu % 7′lik karışımdır.
Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken, bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Çünkü içerdiği meyve şekeri ve üzüm şekeri, ilk başta oranı oldukça fazla olan sakrozun ters-yüz olmasıyla meydana gelir. Bu yüzden bu şekerlere “basit şekerler” denir. Kısacası bal insan vücudunun en yüksek derecede ve en hızlı şekilde faydalanacağı şekilde tasarlanmış bir gıdadır. Ilık su ile karıştırılan balın birkaç dakika içinde vücuda enerji verdiği tespit edilmiştir. Tablo 100 gram balın kimyasal analizini göstermektedir.

Toplam Okunma : 120 Bugün Okunma :1 Son Okunma Tarihi:09/03/2010


Bal Nedir?

Posted under Soru Cevap by Bingöl Organik Yayla Balı on Pazar 5 Temmuz 2009 at 06:38

Bal tebliğinde bal; bitki nektarlarının, bitkilerin canlı kısımlarının salgılarının veya bitkilerin canlı kısımları üzerinde yaşayan bitki emici böceklerin salgılarının bal arısı Apis mellifera tarafından toplandıktan sonra kendine özgü maddelerle birleştirerek değişikliğe uğrattığı, su içeriğini düşürdüğü ve petekte depolayarak olgunlaştırdığı doğal ürünü, olarak tanımlanmıştır.

Tanımdan da anlaşıldığı gibi balarısı tarafından toplanan nektar, arının bal kesesinde bir takım enzimlerle birleştirilerek petekte depolanır. Suyu uçurularak petek gözünde olgunlaşan balın üzeri arı tarafından sırlanarak doğal halde kullanıma hazır hale getirilir. Balın tadı ve kokusu elde edildiği kaynağa bağlı olarak değişir.

Balın bileşimi de nektarın toplandığı bitki türlerine ve üretimin yapıldığı zamana göre değişmektedir. Ancak genel ortalama olarak balın %80′i değişik şekerlerden %17′si sudan meydana gelir. Geri kalan %3′lük kısım başta enzimler olmak üzere, balı bal yapan ve balı değerli kılan diğer maddelerden oluşur.

Balın içeriğindeki maddeleri şu şekildedir:

Su
Baldaki su miktarı balın olgunlaşma durumuna bağlı olarak farklılık gösterir. Normal olarak olgunlaşmış ballar %17 dolayında su içerirler. Baldaki su oranının yüksek olması balın daha kolay bozulmasına neden olur. Bu nedenle süzme bal, tamamen veya en azından yarısı sırlanmış peteklerden elde edilmelidir.

Karbonhidratlar
Bal, kaynağına ve bal özünü bala çeviren arıların salgı bezlerinin salgıladıkları enzimlerin aktivitelerine bağlı olarak yaklaşık 15 çeşit şeker içerir. Ancak, şekerler içersinde büyük çoğunluğu früktoz (levüloz) ve glikoz (dekstroz) oluşturur. Balda toplam şeker oranı % 80 dolayındadır.

Mineral Maddeler
Balda; demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineral maddeler vardır. Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Bu özelliğinden dolayı tedavi amaçlı da kullanılırlar ve kristalize olmadıkları için bazı tüketiciler tarafından tercih edilirler.

Proteinler
Balın kaynağına bağlı olarak, proteinlerin yapı taşları olan aminoasitler ballarda oldukça düşük düzeylerde bulunurlar. Balda 17 adet farklı aminoasit tespit edilmiştir.

Asitler
Asitler, bala kendine has kokuyu veren maddeler olup balın asidik yapıda olmasını sağlarlar. Balın pH değeri değişik şartlar altında 3.4 ile 6.1 arasında değişmekle birlikte ortalama olarak 3.9′dur.

Enzimler
Balda, bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelen değişik enzimler bulunur. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı oldukça yüksek olup bu tür ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal ısıtıldığı oranda enzim değerinde kayıplar olur.

Vitaminler
Bal, kaynağına ve içerisindeki polenlerin miktar ve çeşidine bağlı olarak B, C, E ve K vitaminleri içerir.

Toplam Okunma : 142 Bugün Okunma :1 Son Okunma Tarihi:09/06/2010


Propolis

Posted under Propolis by Bingöl Organik Yayla Balı on Pazar 5 Temmuz 2009 at 06:34

Bal arıları (Apis mellifera), toplu olarak yaşamaları ve aralarında iş bölümü yapmaları, kovanlarında sadece bir kraliçe arıya bağlı olmaları hususiyetleriyle, sosyal böceklerin başında gelir. Bal arıları davranışlarıyla olduğu kadar, şifa vesilesi ürünleriyle de insanların dikkatini çekmiştir. Bu ilgi sonunda bal arıları, hem insanların maişetlerini temin vasıtası, hem de haklarında fakülteler ve bölümler açılacak kadar gelişmiş bir bilim dalının konusu olmuşlardır. Sevk-i ilâhî ile arılara yaptırılan ürünler, insanlar için mükemmel bir gıda olduğu kadar, değişik hastalıklardan kurtulmaya bir şifa vesilesi de olmaktadır. Kur’an’da kendi adlarıyla isimlendirilen bir sürede (Nahl Sûresi), onlara birtakım görevlerin ilham edildiğini öğreniyoruz. Aynı sûrede bal arısının yaşayış şekli kadar, ürettikleri de insanların bilgisine sunulmuş, her türlü meyveden yemesi emredildikten sonra, karınlarından çeşitli renkte bir içeceğin çıktığı ve bunların insanlar için şifa kaynağı olduğu belirtilmiş, sonunda da bütün bunlarda düşünen insanlar için alınacak ibretler olduğuna dikkat çekilmiştir. (Nahl, 68-69)
Bal arısına ürettirilen maddelerin başında bal gelmektedir. Enteresan bir geometrik şekle sahip bir peteğin içine arılar tarafından doldurulan balın tadı ve içindeki şifa vesilesi kimyevî maddelerin terkibindeki hassas nispetler, detaylı bir şekilde araştırılmış; bunların fayda ve hikmetleri tespit edilmiştir. Arıların karınlarından çıkan ve insanlar için içecek ve şifa kaynağı olan sadece bal mıdır? Yoksa diğer ürettiklerinden de bu kategoriye giren var mıdır?
Bal arısına ürettirilen sadece bal değildir. Bugün arı ürünleri dendiğinde balın yanında; polen, propolis, arı sütü, balmumu ve arı zehiri de akla gelmektedir. Bunlardan polen, arı daha kovana girmeden arıcılar tarafından kurulan tuzaklarla toplandığından, İlâhî Beyan’da “yemeleri emredilen ve karınlarından çeşitli renklerde çıkan ve insanlar için şifa kaynağı” olarak bahsedilen ürünlerin dışında sayılabilir. Arı sütü ve arı zehiri doğrudan arının vücudundan çıkarılan salgı ürünleridir. Bal, propolis ve balmumu ise, arı tarafından toplanan maddelerin sindirim sisteminde birtakım değişikliklere uğratılmasından sonra bizlere sunulan maddelerdir. Arı ürünlerinin gıda ve şifa değeri birbirlerine göre farklılık gösterir. Meselâ, bal esas olarak gıda değeri taşırken, arı sütü şifa değeri ile ön plâna çıkar. Birisi salgı iken, diğeri nektarların arının sindirim organlarında değişikliğe uğradıktan sonraki hâlidir. Propolis de bu yönüyle bala benzemektedir. Ancak bunun ilâç özelliği, gıda değerinden daha fazladır. Bu açıdan bakıldığında arıdan elde edilen ürünlerin her birinin ayrı bir önemi vardır.
Şehrin müdafaası mânâsına gelen ‘propolis’ tabiri; Yunanca pro (müdafaa) ve polis (şehir) kelimelerinden türetilmiştir. Bunun bal arısı için anlamı ise, kovanın muhafazası demektir. Propolis, oldukça yapışkan, reçinemsi bir maddedir. Bal arıları, bu maddeyi değişik bitkilerden toplayarak kovanlarına taşır. Propolis, peteklerin ağızlarını kapatmada, kovanın iç duvarlarını düzgün hâle getirmede ve içeriye başka canlıların girmesine mâni olmada kullanılır. Bunun ham maddeleri, arılar tarafından değişik bitkilerden toplanır ve ağızlarındaki tükürük enzimleriyle kısmen sindirilir. Kısmen sindirilen çeşitli maddeler balmumu ile karıştırıldıktan sonra kovanda kullanılır. İçerisinde biraz polen bulaşığı da bulunabilir.
Arılar propolisi nerede kullanır?
Arıların petek tamirinde propolisi mumlarla karıştırıp, peteğin daha sıkı bir yapı kazanmasını sağladığı ifade edilmiştir. Arıların, peteklerin bal ile dolu gözeneklerini kapatmak için, hiç mum ihtiva etmeyen veya çok az mum ihtiva eden propolis kullandığı keşfedilmiştir. Propolis, kovandaki bakteri, mantar ve lârvalara tabiî antibiyotik tesiri yapar. Arılar kovanlarına girmesini istemedikleri canlılara karşı bunu kullandıkları gibi, girdikten sonra ölenleri de bu madde ile mumyalamak süretiyle kovanlarını kokmuş cesetlerden korumuş olurlar.
Propolisin kimyevî terkibi, toplanması ve işlenmesi
Propolis yaklaşık 30′un üzerinde madde ihtiva eder. Bu bileşikler; bitkilerin salgıladığı maddeler, arıların metabolizmasından kaynaklanan ifrazatlar ve ticarî preparat haline getirilirken karışan maddelerden oluşur. İçinde polifenoller, fenolik asitler ve bunların esterleri, terpenler, steroitler, aminoasitler, mineraller ve bazı vitaminler (B1,B2, C ve E) bulunur. Bileşiminin büyük bir kısmını flavonoitler oluşturur. Bu bileşikler bitkiler âleminde yaygın olarak bulunur. Bunların nispetleri değişmekle beraber, ortalama % 50 reçine, % 30 mum, % 10 esansiyel ve aromatik yağlar, % 5 polen, % 5 diğer maddeler ve organik kalıntılardan ibarettir. Propolisin işlenmesi sırasında bu organik kalıntılar ile mumlar uzaklaştırılır. Bu kompozisyon propolisin elde edildiği bitki örtüsü ve coğrafî bölge farklılığından dolayı değişkenlik gösterir. Bu değişkenlik arının metabolik aktivitesinin de değişmesine yol açar. Propolisin rengi bileşimine bağlı olarak sarıdan, koyu kahverengiye kadar çeşitlilik gösterir. Peteğin sarı rengi propolis içindeki Chrysine (1,3 dioksi flavon) maddesinden ileri gelir. Propoliste bulunan bazı maddeler tabiî olarak gıdalarda vardır. Bunlardan kafeik asit ve onun esterleri (% 2-20), hidrokinon (% 0,1) ve quercetin (% 0,1-0,7) propoliste bulunur. Meselâ kabuklu bir elma 5,8-26 mg arasında quercetin maddesi ihtiva eder. Yine bir kg kahvede ortalama 1,25-40 mg arasında hidrokinon, bir servislik yeşil salatada ortalama 27-56 mg kafeik asit bulunur. Propoliste bu bileşiklerin miktarı, günlük diyetle alınan miktarlarla mukayese edilemeyecek kadar azdır.
Propolis yapışkan olduğu için, insanın derisindeki protein ve yağlarla reaksiyona girdiğinden deriden ayrılması çok güç olur. Bu madde soğukta çok sert ve kırılgan; sıcakta yapışkan ve yumuşaktır.
Geçmişten günümüze propolis kullanımı
İnsanların propolisten istifadesi MÖ 300′e kadar gider. Tarihî kayıtlarda propolisin değişik maksatlar için kullanıldığı belirtilmektedir. 17. yüzyılda İtalyanların bu maddeyi antik eşyalarda kullandıkları yazılmaktadır. Propolis yaylı sazlarda (parlatıcı olarak) ve akordiyonların tamirinde de kullanılmıştır.
Propolisin kullanılır hâle getirilmesi
Arıcılar, propolisi kovandan kazıyarak toplar. Bu toplama işini genellikle kovandaki balı hasat ettikten sonra yaparlar. Toplama sırasında propolise bir miktar mum karışır. Propolis işlenmek üzere fıçıların içerisinde işletmelere gönderilir ve önce değerlendirilmeye alınır. Eğer çok fazla mum ihtiva ediyorsa, yıkanmak için soğuk suya konur, böylece propolise karışmış mumlar giderilir. Geride kalan propolis paslanmaz çelikten yapılmış kafesler üzerinde açık havada kurutulur. Eğer propolisin içindeki mum az ise, propolis doğrudan doğruya % 95′lik etil alkol içerisinde çözülür. Böylece arıların kopmuş vücut parçaları, tahta yongaları ve diğer yabancı maddeler giderilir.
Çok sayıda kimyevî maddeden yapılmış propolisin içindekileri birbirinden ayırmak oldukça zordur. Onun için propolis önce alkolde çözülür, çözünen maddeler alkole geçtikten sonra alkol uzaklaştırılır. Alkolde çözünen şekline ‘propolis balsam’ı adı verilir. Mumlu kısım alkolde çözülmez.
Propolisin en yaygın olduğu ülke Brezilya olmakla beraber, bu madde Çin, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde de önemli miktarlarda üretilmektedir. Propolisin yıllık üretim miktarı ile ilgili net rakamlar mevcut değildir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 20.000 kg satışının yapıldığı tahmin edilmektedir. Ticarî olarak tablet, toz, konsantre sıvı ve sakız formları mevcuttur. Propolis, Amerika’da yaklaşık 50 mg’lık kapsüller şeklinde satılmaktadır.
Propolisin muhtemel biyolojik tesir mekanizmaları
Son yıllarda propolisin tesiriyle alâkalı önemli çalışmalar yapılmış, toplantılar tertip edilmiştir. 1991 yılında Japon Kanser Araştırma Cemiyeti’nin tertiplemiş olduğu toplantıda, Mr. Tetsuya Matsuno’nun propolisin anti-kanser tesiriyle ilgili bir tebliğ sunmasından sonra bu sahada çalışmalar yoğunlaşmıştır. Propolisin içerisinde önemli oranda flavonoitlerin olması, bu maddenin biyolojik aktivitesine tesir eder. Propolisin aktivitesinin dört kategoriye ayrıldığı belirtilmiştir:
1- Biyolojik polimerlere bağlanma eğilimi.
2- Ağır metal iyonlara bağlanması.
3- Elektron taşınmasının hızlandırılması.
4- Serbest radikalleri tutma kabiliyeti (temizleme).
Propolisin flavonoitlere benzer şekilde hidrolaz ve alkalen fosfatazı da içine alan birçok enzimi engellediği bildirilmiştir. Ayrıca streptococcus bakterilerinin bölünmesini uyaran glikoziltransferazları durdurmaya, iltihabî reaksiyonlarda myeloperoksidazın, ornitin dekarboksilazın, lipoksigenazın, tirosin protein kinazın aktivitesini ve araşidonik asit metabolizmasını engellemeye vesile olduğu gösterilmiştir. Propolis kullanan kişilerde zehirlenme belirtisine rastlanmamıştır. Yapılan toksikolojik değerlendirilmesinde, LD50 dozunun (bu deney farelerinde ağızdan saf propolis verildiğinde farelerin yarısını öldüren miktar demektir) 2.000-7.300 mg/kg arasında değiştiği rapor edilmiştir. Propolisteki önemli maddelerin başında gelen flavonoitler farelere ağızdan verildiğinde, LD50 dozunun 8.000-40.000 mg/kg arasında değiştiği bulunmuştur. Bu değerlerden ortaya çıkan sonuç; propolisin tabiî toksisitesinin (zehirliliğinin) oldukça düşük olduğudur. Yapılan çalışmalar sonucunda 60-70 kg ağırlığındaki bir insanın kg ağırlığı başına günlük emniyetle alabileceği propolis miktarı, en çok 1,4 mg veya ortalama günde 70 mg’dır. Astım hastalarında krize yol açabileceğinden alerji testi yapılmadan kullanılmaması gerekir. Eskiden kullanıldığı gibi günümüzde de kozmetiklerde ve cilt kremlerinde bunun kullanılabileceği ileri sürülmektedir. Son yıllarda propolisin insan sağlığına katkılarına ait çalışmalar, daha çok antioksidatif tesirlerine yönelmiştir. Canlı organizmaların oksidatif hasarlardan korumasında, yani antioksidatif tesir bakımından önemli bir rol verildiği, dolayısıyla canlılarda başlıca kanser, kalb-damar hastalıkları ve diyabet gibi rahatsızlıklara karşı kullanılabileceği ifade edilmektedir. Antioksidatif tesirler bakımından arı ürünleri birbirleriyle karşılaştırıldığında, propolisin en yüksek tesiri yaptığı bulunmuştur.

İnsan sağlığı ve propolis
Propolisin, immün sistemi uyararak hastalıklara karşı vücudun tabiî direncinin artmasına ve vücudun kuvvetlenmesine vesile olduğuna inanılmaktadır. Başlıca tesirleri arasında antiseptik (mikroptan arındırıcı), antimikotik (mantarlara karşı), bakteriyostatik (bakteri üremesini durdurucu), astringent (lokal olarak damarları daraltan faktör), spazmolitik (kas gevşetici), antienflamatuar (iltihap giderici), anestetik (sinir hassasiyetini azaltıcı) ve antioksidant (oksitlenmeyi veya moleküllerdeki bozulmayı engelleyici) özellikleri sayılabilir. Propolisin eskiden beri yaraların iyileştirilmesinde, dokuların yenilenmesinde faydalı olduğu, yanıkların tedavisinde, nörodermatitlerde, bacak ülserlerinde, sedef hastalığında (psoriasis), genitalis ve pruritus (cinsî rahatsızlıklarda) kullanıldığı rapor edilmiştir. Romatizma ve mafsal burkulması durumlarında tedavi edici olarak, ağız yıkama preparatlarının içine katılarak, diş macunu olarak, ağız iltihaplarının ve diş etlerinin tedavisinde kullanıldığı kaydedilmektedir. Kozmetik ürünlerde ve ilâçlarda (meselâ yüz kremlerinde ve losyonlarda) kullanılmıştır. Propolis ayrıca diş aralarını temizlemeye yarayan mumlu iplik yapımında kullanılır. Hem arının, hem de onun karnından çıkanların şifa olarak zikredilmesinde, düşünen toplumlar için Yaratıcı’ya işaretler vardır.

Kaynaklar
- Burdock,G.A.1998. Review of the biological properties and toxicity of bee propolis. Food and Chemical Toxicology, vol.36, 347-363.
- Burda,S.,Oleszek. 2001. Antioxidant and antiradical activities of flavonoids. Journal of Agricultural and Food Chemistry,Vol,49, 2774-2779.
- Kumazawa,S.,Hamasaka,T.,Nakayama,T. 2004.Antioxidant activity of propolis of various geographic origins. Food Chemistry. Vol.84, 329-339.
- Nagai, T.,Sakai,M.,Inoue,R., Inoue,H.,Suzuki,N. 2001. Antioxidant activities of some commercially honeys,royal jelly and propolis. Food Chemistry,Vol.75, 237-240.
- URL: http://www.jafra.gr.jp/propolis-e.html

Toplam Okunma : 243 Bugün Okunma :2 Son Okunma Tarihi:09/07/2010


« Önceki SayfaSonraki Sayfa »

    Duyuru Panosu

    2010 sezonu yayla balımız çıkmıştır.Yeni sezonla birlikte Türkiye geneli siparişlerimiz yoğunlaşmış durumda siz değerli müşterilerimizin mevcut balımız tükenmeden iletişime geçmelerini öneririz. Coşkun Satıcı | Gsm:0532 282 3993 / 0505 521 9712

Copyright © 2010 Üreticiden Yayla Balı | Üreticiden direkt sofralara...| Numaranızı bırakın biz sizi arayalım | Since 1985.